Yoksa Siz Takıntılı mısınız?

Günlük sohbetlerde bazen şu tür diyaloglara şahit oluyorum: “Şu konuda benim takıntım var, biliyorsun.” “Şu düzen şöyle olmadı mı içim rahat etmez.” “Ben de sürekli kapıyı kilitledim mi diye sorarım.” Bana gelen maillerin bir kısmında takıntıları ile günlük yaşamının nasıl etkilendiğini anlatan insanlar oluyor.

Öncellikle obsesif-kompülsif bozukluğunun (OKB)  ne olduğunu anlamakla başlayalım ve yazının ortalarında her obsesifim diyenin öyle mi olacağını açıkladıktan sonra tedavi süreci hakkında bilgi verelim.

Bir kere obsesif (düşünce) ve takıntılı davranış  (kompülsif) birbirinden ayrı şeylerdir. Kişi sürekli kirli olduğunu kendisine mikrop bulaştığını düşünüyorsa bu obsesyondur. Ellerini tahriş edene kadar  gün içinde sürekli ellerini yıkıyor ya da banyo yapıyorsa bu kompülsiftir.  Kompülsif,  takıntılı düşünceden kurtulmak için kişinin yapmak zorunda hissettiği davranıştır. Ancak o davranış gerçekleştiğinde düşünceden kurtulacağını varsayar okb hastası.

En sık karşılaşılan Obsesyon belirtileri

  1. Pislik mikrop bulaşmasından kokma
  2. Yoğun kuşku ve güven duymama
  3. Birine zarar verme endişesi
  4. Cinsel içerikli düşünceler
  5. Dini içerikli düşünceler  
  6. Yanlış yapmaktan korkma
  7. Rezil olmaktan korkma

En sık karşılaşılan kompülsif davranışları (ritüeller)

  1. Sık sık el yıkama banyo yapma temizlik yapma
  2. El sıkışmayı ya da kapı kollarına dokunmayı reddetme
  3. Kapının kilidinin ocağın ateşini sürekli kontrol etme
  4. Belli biçimde düzenleme yapma, düzen bozulursa rahatsızlık duyma  
  5. Rutin işleri yaparken belli sözleri söyleme ya da sayı sayma
  6. Belli sözleri, duaları sürekli tekrarlama
  7. Basit, gereksiz eşyaları toplama biriktirme

Okb nedeni nedir?

Obsesif kompülsif bozukluğunun nedeni konusunda birleşilen tek nokta şudur ki; okb’nin nedeninin tek bir varsayıma dayandırılarak açıklanamamasıdır. Çocukluktan gelen yaşantılara -örneğin, temizlik takıntısı olan bir ailede büyüme gibi- çevresel faktörler, takıntılı birini gözleme ya da beyinde seratonin salınımının etkisi nedeni ile de kişi bu rahatsızlığı yaşayabilir.

Genel olarak takıntılı bireylerin ortak özelliği yakınlarına bir şey olacağı endişesi taşımalarıdır. -‘Eğer kapı ve pencereleri kontrol etmezsem içeri hırsız girer ve sevdiklerime zarar verir’ endişesi- Belli ritüelleri yapmazsam gün içerisinde kötü haber alırım endişesi gibi düşünceler olabilir, yine genellikle bu tür rahatsızlığı olanlar bu düşüncelerin normal olmadığını da kabul etmektedirler.

Güvenlik nedeni ile kapı pencere kontrol etmek, arabanın kilidini kontrol etmek normal kabul edilebilir. Çünkü kapıyı açık bırakırsanız hırsız girme ihtimali vardır. Ütüyü fişten çıkarıp çıkarmadığını kontrol etmek de öyle. Ancak kapıyı kilitleyip ütüyü fişten çıkardığınıza emin olduğunuz halde hala kontrol ediyor ya da ya kapatmadıysam diyerek çeşitli senaryolar üretiyorsanız orada bir problem olduğunu düşünebiliriz.

Günlük yaşamındaki sorumluluklarını gerçekleştiremeyecek durumunda kalanlar tedavi arayışına girmektedir. Örneğin temizlik takıntısı olan bir kadın eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamaz sadece evdeki mikroplarla uğraştığında bu evdeki kişiler için dayanılmaz bir hal alabilir.

Tedavi süreci nasıldır?

Obsesif hastalar rahatsızlık veren düşünceden kaçınma yoluna giderler, ne var ki bu sorunu çözmediği gibi kişiyi daha da çıkmaza sürükleyebilir. Bilişsel tedavilerde amaç kişinin düşünceleri üzerindeki aşırılığı fark etmesini sağlamak ve bu düşünceden doğan sorumluk hissini azaltmaktır. Kişi düşüncelerinde bilişsel mantığa uymayan kısımları fark ederek ritüelleri yerine getirmediğinde doğacak felaketler ile ilgili algısının gerçek dışı olduğunu aktarmaya çalışmaktır. Davranışçı tedavide ise kaygı veren düşünceye karşı kaçma davranışı gösteren kişiyi karşı karşıya getirmektir. Bunun amacı rahatsızlık veren düşüncenin oluşturduğu kaygıyı söndürmek ve alışma durumunun oluşmasını sağlamaktır.

Hem bilişsel hem davranışçı tedaviler hastalığın önlenmesinde ve tekrarlamasında önemli tedavi yöntemleridir. Bununla birlikte beyindeki kimyasal bir madde olan seratonini dengelemek için verilen anti-deprasanlarla da desteklenmektedir.

Bu hastalıktan dolayı çeşitli tedavileri denemiş ama netice alamamış hastalar bilmelidirler ki uygun ve doğru tedaviyi alamamış olmalarından kaynaklanmalıdır. Psikiyatri desteği ve davranışçı bilişsel tedavi yöntemiyle bu hastalık iyileştirilmektedir.

Sevgilerimle,

Dilek Söylemez

*Bu yazım 26.05.2017 tarihinde milliyet.com.tr adresinde yayımlanmıştır.

 

 

 

 

Sosyal medyada yeni gelişmeleri ve videoları takip etmek için tıklayın.

               

Sorularınız için uzman@dileksoylemez.com mail gönderebilirsiniz.

Youtube kanalına abone olmak için

https://www.youtube.com/channel/UCuFYEnXP_xU714yFOxyf2wQ

Yazılarımın yayınlandığı adresler

http://www.milliyet.com.tr/psikolojik-danisman-dilek-soylemez/saglik/pembenar-yazilari/

http://annemisin.com/DilekSoylemez

 

Posted by dileksoylemez

Yazar, 2002 yılında İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olmuştur. Evli ve 2 çocuk annesidir. Hakkında detaylı bilgiye http://www.dileksoylemez.com/hakkimda adresinden ulaşabilirsiniz.

Website: http://www.dileksoylemez.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir