OTİSTİK ÇOCUKLAR NE İSTER ?

Otistik Çocuklar Ne İster ? Pardon Otizmi Sadece Karakterlerinin
Sadece Bir Bölümü Olan Çocuklar Bizden Neler Bekler?

Özel Otistik Çocukların anne-babalarına, akrabalarına,
çevresindekilere, eğitmenlerinden istediklerinin tercümesidir:

1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm
karakterimin sadece bir bölümü. Beni tek başına tanımlayacak bir
kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey
misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin
çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler,
temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre
benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da
kavgacı görünebilir ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.

Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir.
Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan
onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden
mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının
tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim
filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler
taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir,
kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar
benim için oldukça tiksindiricidir.

En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir.
Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi
göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak
ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar
odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu
etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

3) “Yapmam” ( Yapmamayı seçiyorum ) ve “ Yapamam” ( Yapmayı
beceremiyorum ) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın.
Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana
diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘”
olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek
benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle
yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve
sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz.
Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım.
“Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım
karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok
kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız
ve akıl karıştırıcıdır.

5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif
etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size
anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş,
aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri
bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda
gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir
düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde
konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde
yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler
olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da
içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda
buna başvurabilirim.

Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek
yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca
tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak
öğrenmemi sağlar.

6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin
vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar
üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi
yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne
kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni
yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi
yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışardan bakıldığında
parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen
bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp
oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları
beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe
yarayabilir.

8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna
verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız
adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha
korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar
ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları
önleyebilirsiniz.

9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu
yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz
ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim
seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin
desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir
ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki…
Söz veriyorum, ben buna değerim!

10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir
yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize
bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile
yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla
yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael
Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma
kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim.
Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor. Siz dayanağım
olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım
olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

11. Davranış iletişimdir. Her davranışın bir ortaya çıkış sebebi
vardır. Kelimelerimin yetersiz kaldığı zamanlarda bile, davranışlarım
size çevremde olup bitenleri nasıl algıladığımı anlatır. Olumsuz
davranışlar öğrenme sürecimi engeller. Ama bu davranışları bir anda
kesip atarcasına ortadan kaldırmaya çalışmak yeterli olmaz. Bu
olumsuz davranışların yerine yapmam gereken uygun alternatifleri bana
öğretmelisiniz.

Önce şuna inanarak başlayın. Gerçekten uygun şekilde etkileşime
girmeyi istiyorum. Kötü davranışlarımız karşılığında aldığımız
olumsuz tepkileri aslında hiçbirimiz istemeyiz. Genellikle düzgün
işlemeyen duyusal bütünleme sistemim yüzünden aşırı duygularla
yüklendiğim, ihtiyaç ve isteklerimi yerine getiremediğim ya da benden
bekleneni anlamadığım zamanlarda olumsuz davranışlarda bulunurum.
Direncimin kaynağını bulmak için davranışımın arkasında yatan
sebepleri gözden geçirin. Davranışın meydana gelişinden hemen önceki
ortamla ilgili ( kişiler, zaman dilimi, mekan, aktiviteler vb. )
notlar tutmaya çalışın. Zaman içerisinde duruma ışık tutan bir resim
ortaya çıkacaktır.

12. Asla varsayımlarda bulunmayın. Destekleyici kanıtlar olmadığı
sürece varsayım sadece bir tahmindir. Kuralları bilmiyor ya da
anlamıyor olabilirim. Komutları duymuş ama onları anlamamış
olabilirim. Belki de dün biliyordum ama bugünçıkarsama yapamıyorum.
Şunları kendinize sorun:

A: Benden yapmamı istediğiniz şeyi gerçekten yapabiliyor muyum?
Benden matematik problemi çözememi her isteyişinizde tuvalete
koşuyorsam belki nasıl yapacağımı bilemiyorumdur, belki de
çabalarımın yetersiz kalacağından endişe duyuyor olabilirim. Bir
görevde kendimi yeterli hissedene kadar tekrar yapmam için bana
destek olun. Başarılı olmak için diğer çocuklardan daha fazla pratik
yapmaya ihtiyacım olabilir.

B: Kuralları tam anlamıyla bildiğimden emin misiniz? Bu kuralın
konmasının sebebini gerçekten anlamış mıyım? ( güvenlik, sağlık,
ekonomi açısından… ) Altta yatan başka bir sebep nedeniyle mi
kurallara uymuyorum? Beslenme saatinden önce bir şeyler atıştırmamın
sebebi fen ödevi mi bitirme konusunda endişe duymam da olabilir,
sabah kahvaltı yapamadığım için çok acıkmış olmam da.

13. Öncelikle duyusal konuları gözden geçirin. Dirençli
davranışlarımın çoğu duyusal rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır.
Örneğin floresan ışıkları benim gibi çocuklar için büyük bir problem
sayılabilir. Bu tür ışıkların yarattığı uğultu aşırı hassas işitme
duyumu olumsuz etkiler. Işığın sürekli kırpışması da sanki odadaki
eşyalar sürekli hareket halindeymiş hissi yaratarak görme algımı
çarpıtır. Çalışma ortamımda floresan ışık yerine normal sarı ampul
kullanılmalıdır. Belki de size daha yakın oturmalıyımdır. Çünkü
aramızdaki bir çok ses nedeniyle ne dediğinizi anlamıyor olabilirim.

14. Kendimi toparlamam için ben ihtiyaç duymadan önce bana mola
verin. Sınıfın sessiz bir köşesinde ( o an için aktivite yapılmayan )
belki kulaklıklarımı takarak, belki yastıklara uzanarak belki de
kitap okuyarak kendimi rahatlatıp toparlamam için bana olanak
tanıyın. Ama bu fiziksel ortam çok uzakta olmasın ki gruba yeniden
dahil olma sürecim kolay olsun.

15. Bana, ne yapmamı istediğinizi emredici komutlar kullanmak yerine
pozitif bir tarzda söyleyin. “Lavaboyu pislik içinde bırakmışsın”
cümlesi benim için sadece durumu anlatan bir ifadedir. Aslında
söylemek istediğinizin “Lütfen boya kaplarını yıka ve kirli
peçeteleri çöpte at” olduğunu kendi kendime çıkaramayabilirim. Ne
yapmam gerektiği konusunda tahmin yürütmemi ya da çıkarsama yapmamı
beklemeyin.

16. Beklentileriniz anlamlı olsun. Bir tören için tüm okul
öğrencileriyle birlikte konferans salonunda sıkış tıkış oturmak ya da
bir çocuğun tören sırasında vızıldama gibi bir sesle şiir okumasını
dinlemek benim için rahatsız edici ve anlamsızdır. Bu tür bir
aktviteye katılmak yerine okul sekreterine zarflama işinde yardımcı
olabilirim.

17. Aktiviteler arası geçişte bana yardımcı olun. Bir aktiviteden
diğerine geçiş benim için biraz daha fazla süre alabilir. Bana diğer
öğrencilerden beş dakika önce haber verin ve sonrasında da bir iki
dakikadaha tolerans gösterin. Bana ait bir kronometrenin kurulmasıyla
bu tür bir değişikliği daha bağımsız bir biçimde
gerçekleştirebilirim. Çünkü kimi zaman görsel bir ipucu işitsel bir
komuttan daha etkili olur.

18. Kötü bir durumu daha da kötüleştirmeyin. Olgun bir yetişkin
olsanız daolay anındaki gerginlikle bazen yanlış kararlar
verebileceğinizi biliyorum. Beni kışkırtacak tepkiler vermezseniz bu
durumun üstesinden daha çabuk gelebilirim. Krizi çözmek yerine
uzatacak şu tür tepkilerin farkında olun:

a. Sesinizi yükseltmek
b. Alay etmek, iğnelemek, aşağılamak, utandırmak vb.
c. Farazi suçlamalarda bulunmak
d. Çifte standart beklemek
e. Beni kardeşimle ya da başka bir öğrenciyle kıyaslamak
f. Önceden gerçekleşmiş alakasız olayları yeniden gündeme getirmek
g. Beni genel bir kategoriye sokmak

19. Nazik eleştiriler yapın. Siz de kendinize karşı dürüst olun;
yapıcı eleştirileri kabul etmekte ne kadar iyisiniz? Bunu yapabilmek
için gerekli olan olgunluk ve özgüven benim becerilerimin çok
ötesinde olabilir. Ama ya siz? Beni hiç mi düzeltmeyeceksiniz? Tabii
ki hayır. Ama bunu kibarca yapın ki, ben de sizi net olarak
duyabileyim.

a. Lütfen kızgın, çok endişeli, aşırı uyarılmış, kapalı olduğum
zamanlarda beni düzeltmeye ya da disiplin altına almaya çalışmayın.

b. Kullandığınız kelimlerden ziyade sesinizin tonuna göre tepfi
vereceğimi unutmayın. Eğer bana bağırıyorsanız kullandığınız
kelimeleri anlamam. Bu nedenle nerede yanlış yaptığımı bulamam. Alçak
tonda konuşun ve benim boyuma göre eğilin ki bana tepeden bakmak
yerine aynı seviyede iletişime girmiş olun.

c. Beni azarlayıp cezalandırmaktansa uygunsuz davranışımı anlamam
için destekleyici, çözüm getirici bir tutum sergileyin. Olumsuz
davranışa neden olan duyguyu saptamama yardımcı olun. Kızgın olduğumu
söylesem de aslında korkmuş, endişeli, üzgün ya da kıskanç hissetmiş
olabilirim. İlk yanıtımı daima araştırın.

d. Pratik yapın ya da rol yapma oyunları oynayın. Bu tür çalışmlar
sayesinde aynı durumla bir daha karşılaşırsam nasıl davranmam
gerektiğini bana daha iyi anlatabilirsiniz. Rol yapma oyunlarını bir
çok kez tekrarlayın. İlk seferinde başarılı olamamı beklemeyin. Ve
doğru yaptığımda da bana mutlaka söyleyin.

e. Sizin eleştirilere karşı verdiğiniz uygun tepkiler benim için iyi
bir davranış modeli olacaktır.

20. Sadece ve sadece gerçek seçenekler sunun. Alacağınız cevabı
uygulayamayacağınız soruları sormayın. “Yüksek sesle okumak ister
misin?” ya da “Boyalarını arkadaşınla paylaşmak ister misin?” gibi
sorulara cevabım “Hayır” olabilir. Eğer böyle durumlarda uygulanan
benim seçeneğim değilse size nasıl güvenebilirim?

Gün boyunca otomatik olarak bir çok seçimde bulunursunuz. Sürekli
olarak bir alternatifi diğerine tercih edersiniz. Ve bilirsiniz ki
hem alternatif sahibi olamk hem de bunlar arasından seçim yapabilmek
size hayatınızı ve geleceğinizi kontrol etme imkanı sağlar. Benim
içinse seçenekler daha sınırlıdır. Bu nedenle kendime olan güvenimi
sağlamam daha zordur. Bana daha sık seçim yapma imkanı sunmak günlük
hayatta daha aktif olmamı sağlar. Örneğin “Sayfanın üstüne adını ve
tarihi yaz” demek yerine “Önce adını mı yoksa önce tarihi mi yazmak
istersin?” diye seçenek sunabilirsiniz. Ama bazen seçeneğimin
olmadığını yani bana alternatif sunamayacağınızı da bilmem gerekir.
Böyle bir durumda eğer sebebi anlarsam rahatsız olmam. “Bu durumda
seçim yapmana izin veremem. Bu tehlikeli olabilir, yaralabilirsin”
gibi…

Son olarak… İnanın. Henry Ford şöyle demiş: “İster yapabileceğinize
inanın, ister yapamayacağınıza. Her iki durumda da haklısınız.” Benim
için farklılık yaratabileceğinize inanın. Otizm uyum ve adaptasyon
gerektirir ama açık uçlu bir rahatsızlıktır. Elde edilebilecek başarı
da limit yoktur. Kurduğum iletişimden daha da fazlasını hissederim.
Ve ilk hissettiğimde aklınızdan geçenler olur. Benden ne kadar çok
şey beklerseniz o kadar fazla elde edersiniz. Yapabileceklerim
konusunda beni cesaretlendirin ki sınıftan çıktığımda bile öğrenmeyi
sürdüreyim.

OTİZMİN DÜŞÜNCE TARİHİ: MASALLAR, SÖYLENCELER VE GERÇEK

Giriş: Leo Kanner(1943) gözlemlediği küçük yaşlardaki bir grup
çocuğun davranış örüntüsünü tanımlayarak “erken çocukluk otizmi”
sıfatını kullanan ilk kişiydi. Kanner’den 1 yıl sonra Hans
Asperger’in (1944) yazdığı makalede daha büyük yaştaki çocuklar ve
ergenlerdeki davranış örüntüsü Kanner’in otizm tanımıyla
(ayrıntılarda farklılıklar olsa da) örtüşmektedir. Ayrıca Asperger de
gözlemlediği davranışa ilişkin olarak”otistik” terimini kullanmıştır.

Söylenceler ve Gerçek: Aziz Francis’in takipçilerine yönelik
söylencelerden biri saf masum sosyal sezgileri veya sağ duyusu eksik
birader Juniper’le ilgilidir(Frith,1989). Diğer kardeşleri kızdırsa
da o zamanlar Juniper’in tuhaflığı onun aziz olmasına yorulmuştur.
Bugün ise ona Asperger Sendromu tanısı koyulacaktır. Yazılı Tarihe
bakınca otistik semptomlara sahip olduğu düşünülecek bir çok örnek
bulmak mümkündür.Bunlardan bir tanesi 18. yüzyılın sonunda orta-güney
Fransa’da Aveyron ormanlarında vahşi bir şekilde yaşarken bulunan
Victor’dur. Victor’u eğitmek üzere metodlar geliştiren hekim J.M.G.
Itard, Victor’un davranışlarını ayrıntılı bir biçimde tanımlamıştır.
Victor’un otistik olduğuna ve Kanner sendromu taşıdığına dair en
küçük bir şüphe yoktur.

Erken Dönem Psikiyatri Literatürü: Bazı eski dönem yazarlarının
otistik davranışa yönelik çok berrak tanımlamalarına rağmen
(örn:Haslam, 1809), 19.yüzyılın son yarısına kadar hiç kimse bireysel
vakalar arasında bir bağlantı kurmadı. İlk olarak, Maudsley(1867) çok
tuhaf davranışları olan bazı çocukları “deli” olarak tanımladı.
Başlangıçta şok edici bulunsa da daha sonraları Mausley’nin
fikirleri-akıl sağlığı ile ilgili- kabul gördü. 20.yüzyılın ilk
yarısında “çocukluk psikozu” terimi kullanıma girdi ve anormal çocuk
gelişimi alanında çalışanlar alt-grupları tanımlamaya başladı.
Örneğin; Margaret Mahler(1952) gerçekten bir şey hissetmeksizin
bakıcılarına sıkıca sarılı kalmakta ısrar eden ve başka anormal
davranışları da olan çocukları tanımladı. Potter(1933) çocukluk
formunda bir şizofrenisi olduğunu söylediği çocuklarla ilgili yazdı.

Leo Kanner ve Hans Asperger: Kanner’in küçük yaş grubundaki
çocuklarla ilgili klasik tanımı şu şekilde oluşmuştu: sosyal uzaklık,
konuşma eksikliği veya ekolalik konuşma ya da kendine özgü bir
konuşma biçimi, kendi ayrıntı odaklı tekrar edici rutinlerini
sürdürerek herhangi bir değişikliğe yoğun direnç gösterme,
görsel-mekansal veya ezber hafızasında ayrıksı bir yetenek, ama buna
karşın öğrenmede genel bir gecikme. Kanner, bu çocukların çekici,
atik ve zeki görünümlü hallerini özellikle vurguladı. Adını “erken
çocukluk otizmi” olarak koyduğu bu davranış örüntüsünün benzersiz ve
çocukluktaki diğer bütün bozukluklardan farklı olduğunu düşünüyordu.
Asperger ise Viyana’da almanca yayınlanan makalesinde daha büyük
yaştaki çocuklarda ve ergenlerde gördüğü özellikleri şu şekilde
tanımlıyordu; naif, sosyal etkileşimde uygunsuzluk, iyi bir dil
becerisi ama bu beceriyi kendi özel ilgi alanlarına yönelik olarak
monolog biçiminde kullanma, monoton bir ses tonuyla konuşma ve beden
dilini kullanmama, kendi kısıtlı ilgi alanlarında yoğun meşguliyet ve
çoğunlukla zayıf motor koordinasyon, zeka düzeyleri, sınır, normal ve
üstün zeka olarak görülmekle birlikte sıklıkla özel öğrenme
güçlükleri mevcuttu. Bugün halen Kanner ve Asperger’in makalelerinin
çok ilgi çekiyor olmasının nedeni muhtemelen gördükleri çocukları çok
kuvvetli detaylarla tanımlayabilmeleridir. Çocuklar onların
makalelerinin sayfalarında canlandılar. Kanner ve Asperger her ikisi
de kendi sendromlarının özel ve benzersiz olduğunu düşünmüşlerse de
artık biliyoruz ki bu tanımladıkları sendromlar birbirleriyle
örtüşmektedir ve birçok çocuk her iki duruma ait özelliklerin bir
karışımına sahiptir.
.
Psikoanalizin Etkisi: Freud’un teorisi ve diğer psikoanalatik
yaklaşımlar 20. yüzyılın başlarında Avrupa’da gelişti ve 2.dünya
savaşı yıllarında ve devamında Amerika’da çok etkili oldu. Kanner
genetik faktörlerin otizmde rol oynadığını düşünse de psikonalatik
teorilerden de etkilenmiştir. Çocukların durumunun soğuk, ilgisiz,
kayıtsız ve katı, çocuklarına bir makineyle ilgilenen görevliler gibi
davranan mükemmellliyetçi anne-babalardan kaynaklandığını öne
sürüyordu. Gördüğü çocukların anne-babalarının hemen hemen hepsinin
meslek sahibi üniversite mezunlarından oluştuğunu ifade ediyordu. Bu
çocukların potansiyel olarak normal ve iyi bir zekaya sahip
olduklarını ama duygusal bakımdan hasarlı olduklarını düşünüyordu ve
beyinde fiziksel bir pataloji olmadığına kuvvetli bir biçimde
inanıyordu. Kanner’in fikirleri profesyoneller ve hatta ebeveynler
tarafından geniş kabul gördü. Sonuçlar ürkütücüydü. Ebeveynler
suçluluk duygusundan bunalarak birbirlerini suçluyor ve
boşanıyorlardı. Bazı ailelerse çocukları için uzun süreli bir
psikoanalitik tedaviye büyük paralar döktüler. Bütün bunlardan
çocuklar çok zarar gördüler çünkü ihtiyaçları olan şekilde eğitim ve
yardım göremediler.

Fiziksel Nedenlere Dayalı Teorilerin Tekrar Gündeme Gelmesi: Çok
şükür ki herkes otizmin duygusal nedenlere dayalı teorisine prim
vermiyordu. Bu alanda çalışanlardan bazıları zihinsel
gerilikle(öğrenme bozukluğu) büyük bir örtüşmeden bahsediyordu.
Bazıları ise dil gelişimindeki anormalliklerle ilgileniyorldu.
Diğerleri nöropatolojinin araştırılması gerektiğini düşünüyorlardı.

Yeni Açılımlar Yeni Fikirlere Yol Açar: 1960’lı yıllarda işler yoluna
girmeye başladı. Bunun böyle olmasının başlıca iki nedeni vardı.
Birincisi, psikoanalitik yaklaşıma karşı çıkan aileler biraraya
gelerek aile dernekleri kurmaya başladılar. Bu kurumlar yaygınlaştı
ve otizm hakkındaki düşüncelerin değişmesinde, ailelerin ve
çocukların ihtiyaçlarının belirlenmesinde önemli bir rol oynadı.
İkincisi, daha özenli bilimsel çalışmaların ortaya konmasıydı. 1960
öncesi otizm hakkındaki makaleler çoğunlukla klinik vaka analizlerine
dayanmaktaydı. Otistik bozukluklarla ilgili bilimsel çalışmalara en
büyük katkılardan birini Victor Lotter(1966) yapmıştır. İngiltere’de
Kanner otizmine yönelik ilk epidemiyolojik çalışmayı başlatmıştır. En
can alıcı tanımlayıcı özellikler(en önemli olanları)olarak
kullandıkları; sosyallikten uzaklık, başkalarına kayıtsızlık ve kendi
tekrarlayıcı rutinlerinin değişmesine karşı dirençtir. Michael Rutter
tipik otizm çalışmalarına 1960’larda başlamıştır. O ve arkadaşları
çocukların klinik özelliklerini detaylı bir biçimde tanımlamış, zeka
testlerindeki profillerini araştırmış ve ergenlik ve yetişkinlik
dönemlerini takip etmiştir.

Otistik Yelpaze Teorisi: Victor lotter’in çalışmasını takiben otizmin
yaygınlığını değişik şekillerde tanımlayan çalışmalar yapılmıştır.
Çalışma arkadaşım Judith Gould ve ben Londra’nın bir bölümünde
değişik bozukluklara sahip çocuklarla bir çalışma
yürüttük(Wing&Gold,1979). Otistik özelliklerin herhangi birini
gösteren çocuklara ulaştık(sadece tipik Kanner otizmine sahip
olanlarla sınırlı kalmadık). Bunun sonucunda, otistik durumları
içeren geniş bir yelpaze(Kanner sendromu bunun sadece küçük bir
kısmıydı) hipotezini geliştirdik. Zihinsel gerilikle birlikte(70
altında IQ) otistik yelpaze bozukluğu gösteren çocukların dağılımı
10.000′de 20 olarak tespit edildi. 1980’lerde Christopher Gillberg
otistik yelpazenin empati eksikliğinin olduğu bozukluklardan sadece
biri olduğu hipotezini ortaya attı.

Bugün ve Gelecek: 1990’lı yıllarda otizmin nedenlerini ve buna bağlı
nöropatolojiyi anlamada gelişmeler kaydedildi. Michael Rutter ve
arkadaşları otizmde genetik faktörlerin önemine işaret etmiştir.
Bunun yanısıra otistik bozuklukların psikolojik yanları-iletişim ve
dildeki anormallikleri de içeren- incelendi. Uta Frith ve arkadaşları
çocukların diğer kişilerin zihinlerini anlamada güçlükler yaşadığını
göstermiştir. Simon-Baron Cohen ve arkadaşları(1996)18 aylık
çocuklarda otizmi tespit eden kısa bir tetkik geliştirmiştir. Bu
incelemenin temeli ortak ilgi ve sembolik oyuna katılmadaki beceriye
yaslanmaktadır. Masallar ve söylenceler çağından, psikoanalize ve
sonunda bugünün pratik gerçekçiliğine vardık. Artık Kanner ve
Asperger sendromunu da içeren geniş bir otistik yelpazenin varlığı
kabul edilmektedir. Bütün yelpaze üç psikolojik işlevdeki
bozukluğun(sosyal etkileşim, iletişim ve hayal gücü) mevcut olmasında
birleşmiştir. Bu “üçlü bozukluk”un mevcudiyetinde kişinin faaliyet
örüntüsü katı, dar ve tekrarlayıcıdır. Araştırmalar ve klinik
çalışmalar bu üçlünün temelinde “sosyal bozukluğun” olduğunu
göstermektedir. Şu anda ihtiyaç duyulan otizmde ve normal gelişimde
sosyal içgüdünün nörolojik temeline yönelik araştırmalardır. Otistik
sosyal bozukluk tekbaşına veya diğe fiziksel ve psikolojik
bozukluklurla bir arada olabilir. Yelpaze içinde zeka düzeyi , düşük
zekadan üztün zekaya farklılıklar göstermektedir. Yetişkin dönemdeki
durum çocukluk dönemimdeki beceri düzeyi ile yakından ilgilidir.
Sadece normal ve üstün zeka düzeyine sahip olanların ilerki
yaşamlarını bağımsız olarak sürdürme ihtimali mevcuttur. Bununla
birlikte, beceri düzeyleri ne olursa olsun bu rahatsızlıktan muzdarip
olanların yaşam kalitesini arttırmak için eğitim gereklidir. Bu
bozukluğun tedavisi şu ana kadar mümkün olmasa da, eğitim
metodlarına, ortamın yapılandırılmasına, becerilerin arttırılmasına
ve olumsuz davranışların azaltılmasına yönelik yeterince bilgiye
sahibiz. Gelecekte ümidimiz ağır seyreden otistik bozuklukların
önlenmesinde ve tedavisinde etkili yöntemlerin bulunması ve kesin
sebeplerin tespit edilebilmesidir. Yüksek becerilere sahip olanlar
içinse umudumuz onların özel yeteneklerinin geliştirilmesi ve
hayatlarını tatmin edici bir biçimde yaşayabilmelerinin
sağlanmasıdır.

OTİZMDE ERGENLİK

Otistik Spektrumda Yer Alan Bir Çocuğun Ergenliğe Geçiş Sürecinde ve
Gençlik Döneminde Akılda Tutulması Gereken 12 Püf Nokta

Otistik spektrumda yer alan bir çocuğa sahipseniz, çocuğunuz gün be
gün büyürken bazen küçük değişimleri gözden kaçırabilirsiniz. Bir
bakarsınız kızınız neredeyse boyunuza ulaşmış. Ya da oğlunuzun
sakalları çıkmaya başlamış. Bu fiziksel değişimler çocuk gelişiminde
önemli bir dönüm noktası olan ergenliğin sinyallerini vermektedir.
Otizm ve ergenlik: Her ikisi de bir ebeveyn için tek başlarına bile
yeterince emek gerektiren karmaşık durumlardır, hele ki bir araya
geldiklerinde… Eğer ergenlik dönemine giren, otistik spektrumda olan
bir çocuğunuz varsa aşağıda aktarılan öneriler size bu dönemi daha
yumuşak atlatmanız konusunda yardımcı olacaktır. Çocuğunuzun bilişsel
ve duygusal düzeyi, iletişim becerisi her ne noktada olursa olsun bu
önerilere mutlaka göz atmalısınız.

1. Karşı koyma / itiraz etme sadece otizme bağlı değildir: Otistik
spektrumda yer alsın ya da almasın, ergenliğe geçişte çocuğun
davranışlarında ve kişiliğinde kesin bir değişim gerçekleşir.
Dikkatinizi çekme isteği, kendi bağımsızlığını istemeye dönüşür.
Spektrumda bulunan çocuklar için bu davranış değişikliği karşı koyma
gibi görünebilir; artık isteklerinizi daha önce olduğu gibi yerine
getirmiyorlardır. Otistik özelliklerini bir tarafa bırakacak olursak
bu değişim gelişimlerinin normal bir parçasıdır. Bir ebeveyn olarak
çocuğunuzun birey olma sürecini desteklemek, bazen onaylanmayacak
gibi olsa da çok önemlidir. Çünkü bu değişim her ne kadar negatif bir
süreç olsa da gelişimi açısından oldukça pozitiftir.

2. Ergenler kendi seçimlerini yapmaları gerektiğini öğrenmelidir:
Büyüyen çocuğunuza seçim yapma hakkı tanımak ona karar alma ve bunun
sonuçlarını ( iyi ya da kötü ) kabul etmeyi öğretecektir. Ayrıca
kendi hayatı üstünde daha çok kontrol gücü olduğunu fark etmesini de
sağlayacaktır. Bunun çocuğun seviyesiyle hiçbir alakası yoktur. Ona
sürekli seçenekler sunun ve seçeneğinin arkasında durmasını sağlayın.
Unutmayın ki büyüdükçe kendi hayatı hakkında alınan kararlara daha
çok dahil olmak isteyecektir. Ona şimdiden seçim yaptırmak ( tabii
kendi belirleyeceğiniz seçenekler arasından ) ona önemli hayat
becerileri kazandırmanın ilk adımıdır.

3. Gündelik işler sorumluluk kazandırır: Yaşı ne olursa olsun
çocuğunuza bir gruba ait olmayı öğretmek ( ister bu aileniz olsun
isterseniz bir çalışma grubu ) beraberinde sorumluluklar da
getireceği için çok önemlidir. Çocuğunuzu şimdiye kadar bu tür
sorumluluklardan muaf tuttuysanız, artık buna bir son verin. Ergenler
bir ailede yaşamanın keyifli anlar demek olduğunun ötesinde bazı
sorumluluklar da gerektirdiğini de öğrenmelidir. Gündelik işler
çocuğunuzun kendisine karşı sorumluluk sahibi olmasını sağlayacaktır.
Ayrıca kimseye bağımlı olmadan yaşamayı öğreteceği gibi kendine
güvenini de tetikleyecektir. Otistik spektrumda yer alan her birey
kendi seviyesinde bir etkinlikle sorumluluk almayı öğrenebilir.
Sadece çocuğunuza gerçekten fırsat vermeyi deneyin.

4. Nöbetlere dikkat edin: Otistik spektrumda yer alan her dört
gençten biri ergenliğe geçiş döneminde nöbetler geçirmektedir. Bunun
sebebi net olarak bilinemese de nöbetlerin sebebi vücuttaki hormonal
değişimler olabilir. Bu nöbetlerin birçoğu basit bir gözlemle
belirlenemez çünkü oldukça küçüktür. Bunların farkına varabilmek için
şu işaretlere dikkat etmelisiniz: çocukluk döneminde akademik olarak
başarılıyken ergenlikte bunun çok az olması ya da duraklaması,
davranışsal ya da bilişsel kazanımların kaybedilmesi, kendini
yaralama, agresiflik ya da şiddetli öfke nöbetleri gibi yeni davranış
sorunlarının ortaya çıkması.

5. Değişen vücudu hakkına çocuğunuzla konuşun: Vücudunuzun neden
olduğunu bilemediğiniz ve hiçbir şey yapamadığınız bir değişim
gerçekleştirdiğini hayal edin. Çocuğunuz spektrumun hangi noktasında
olursa olsun, bu değişim hakkında bilgisi ne kadar net olursa olsun
bu değişimi gerçekten anlayabileceği bir seviyede ve dille ona
anlatmanız gerekmektedir. Aksi takdirde çocuğunuz adet gördüğünde ya
da ıslak rüyalar yaşadığında fazlasıyla ajite olabilir ya da bu durum
onu çok endişelendirebilir. Başlangıçta basit kelimeler ve resim,
fotoğraf gibi görseller oldukça yardımcı olabilir. Net, açık olun ve
abartmayın; bu tek bir seferde halletmeniz gereken bir konuşma değil…

6. Mastürbasyon, hayatın bir gerçeği: Mastürbasyon her ergenin
gerçekleştireceği normal bir aktivitedir, bununla yüzleşin. Bir kez
keşfedildiğinde durdurulması güç bir aktivitedir, takıntı haline
dönüşebilir; özellikle de kendini uyaran eylemlerde bulunmaktan keyif
alan bireyler için. Bu noktada yapılacak en uygun şey ona bunun çok
özel bir eylem olduğunu, bunu kendi odası gibi kendine ait özel bir
yerde, yalnız olduğu bir zamanda yapması gerektiğini anlatmaktır.

7. İlişkiler ve seks; tartışılması gereken konular: Seks birçok
ebeveynin çocuğuyla tartışmayı rahat bulmadığı bir konudur. Bu sizin
için ne kadar zor olursa olsun spektrumda yer alan çocuğunuzla seks
ve kişiler arasında gerçekleşen farklı ilişkiler hakkında konuşmanız
gerekmektedir. Çocuğunuz farklı olduğu için bu tür bir bilgiye
ihtiyacı olmayacağını düşünmek çok çok yanlıştır. Ergenler bu konuda
konuşur, dolayısıyla çocuğunuz istemeseniz de normal denen
yaşıtlarından bu konuda bir şeyler duyacaktır. Onun sosyal-duygusal
gelişimin en önemli noktalarından biri olan bu konunun soyunma odası
eğitimine dönüşmesine izin vermeyin. Çocuğunuzun fonksiyonel seviyesi
her ne olursa olsun ona karşı cins ve hem cinsleriyle girdiği
etkileşimlerde dikkat etmesi gereken uygun olan ve olmayan
davranışları, temasları ve sözcükleri öğretin.

8. Kendini ayarlamak her yetişkin için çok önemlidir: Yetişkin bir
bireyin öğrenmesi gereken önemli özelliklerden biri de hassas
duygulara ve duyusal yüklenmeye karşı tepkilerini kontrol
edebilmesidir. Çocuğunuz büyüdükçe duygularının farkına varmayı ve
bunlarla başa çıkmayı daha rahat yapıyor. Okul için kendini
sakinleştirme adına yeni teknikler geliştirmesi gerekiyor tabii.
Örneğin yardım etmesi, mola vermesi için öğretmenine sinyal verme,
yalnız kalınabilecek sessiz bir köşe bulma gibi. Evde de çocuğunuz
aşırı yüklendiği bir günün ardından yalnız kalmak isterse buna
mutlaka saygı gösterin…

9. Kendine güven başarının anahtarı: Çocukların henüz küçükken iyi
olduğu yönlerini vurgulayıp destekleyerek kendilerine olan
güvenlerini artırın. Eğer çocuğunuzun kendine güveni düşükse evde,
okulda ve sosyal ortamlarda insanlardan aldığı mesajlara odaklanın.
Aldığı mesaj genellikle bir şeyi doğru dürüst yapamadığı yönünde
olabilir. Bu da onun güvenini sarsıyordur. Çocuklar sadece hata
yaptığında uyarılmamalı. Uygun davrandıklarında, tepki verdiklerinde
ya da iletişim kurduklarında mutlaka takdir edilmeliler. Bu yöndeki
gayretleri bile her seferinde onaylanmalı ve takdir edilmeli.
Ergenlerin depresyon riski altında olduklarını unutmayın. Koşullar ne
olursa olsun, yani sadece doğru ve uygun durumlarda değil, çocuklar
sizler tarafından sevildiklerini ve değer verildiklerini bilmeliler.

10. Kendini savunmak bağımsızlık için gerekli bir beceridir: Eninde
sonunda çocuğunuz evden ya da sizden ayrılmak zorunda kalacak ve
korumanız olmadan yaşayacak. Kendi adına konuşmayı öğrenmesi
gerekiyor. Buna okuldan başlayabilirsiniz. Çocuğunuz güçlü ve zayıf
yönlerinin, diğerlerinden farklı olduğu noktaların bilincinde olmalı.
Ancak bu şekilde gerçek hayatta güçlenmesi ve başkalarından yardım
alması gereken alanlarıyla, ayakları üstünde durmasına destek olacak
güçlü noktalarının farkına varabilir.

11. Zorbalık ciddi bir problemdir ve baş edilmesi gerekir: Zorbalık
sözlü sataşmadan fiziksel bir kavgaya kadar çeşitlilik gösterebilir.
Hangi düzeyde olursa olsun bu bireysel bir sorun değil, okul
yönetiminin sorunudur. Okul tüm idari kadrosuyla zorbalığa karşı bir
tavır takınmadığı ve disiplin geliştirmediği sürece okul hayatı
çocuğunuz için zor geçebilir. Çünkü spektrumda bulunan ergen ve
gençler diğer yaşıtlarındaki sosyal ipuçlarını, motivasyonları,
muhtemel davranışları anlamakta güçlük yaşarlar. Bu nedenle
kendilerini güvenilir olmayan durumların içine rahatlıkla
sokabilirler. Ya da geleneksel olamayan davranışları veya en
basitinden giyim tarzları onları hedef yapabilir. Bu nedenle
çocuğunuzun sözel olmayan iletişim yollarını ve gizli anlamları
bildiğinden emin olun. Onun için yaşıtlarını gözlemleyin. Ne
giydiklerini, saçlarını nasıl yaptıklarını, ne tür müzik
dinlediklerini bilip çocuğunuza bu yönde önerilerde bulunmak onun
işini kolaylaştırabilir.

12. Kendinize de zaman ayırın: Otistik spektrumda yer alan bir
çocuğun getirdiği bütün sorumluluklar bir tarafa kendinize de mutlaka
zaman ayırmalısınız. Bu isterseniz gün içinde keyif aldığınız bir
aktiviteyle uğraşmak, spor yapmak ya da sadece dinlenmek olabileceği
gibi haftada bir gece dışarı çıkmak şeklinde bir ödül de olabilir.
Baterilerinizi şarj etmeniz gerektiğini unutmayın. Bu çocuğunuz
içinde iyi bir model davranış olacaktır. Ona hayatın hepimiz için
stres dolu ve yorucu olabileceğini, bununla baş etmek için
rahatlatıcı ve dinlendirici yollar keşfetmemiz gerektiğini
gösterebilirsiniz.

OTİZM VE ERKEN TANI

1943 yılında Amerikalı çocuk psikiyatristi Leo Kanner tarafından ilk
kez tanımlandığından günümüze kadar geçen zamanda otizmle ilgili
birçok yeni bilgiler edinildi. Otizmin sebepleri halen günümüzde tam
olarak bilinmemesine karşılık, otizmin yaşam boyu sürmekte olan
nöropsikiyatrik, gelişimsel bir bozukluk olduğu söylenmektedir.

Otizme, erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla
rastlanılır. Otistik çocukların % 50’sinin zeka seviyeleri 50’nin
altındadır. %80’inin ise 70’in altındadır. Ancak otizmin çok geniş
bir yelpaze olduğunu düşünecek olursak, bu yelpazenin uç kısımlarında
durum farklılaşabilir ve çok yüksek IQ seviyeleri gözlemlenebilinir.

1986 yılında otizmin görülme sıklığı 5000/1 iken, 2002 yılı
verilerine göre bu oran 138-125/1’e kadar inmiştir. Bazı görüşlere
göre bunun sebebi çevresel faktörler iken, bazı görüşlere göre ise
bozukluk artık daha iyi tanınmakta ve hafif formları da bu gruba
dahil edilmektedir. DSM-IV tanı ölçütleri kitabında otizm, “Yaygın
Gelişimsel Bozukluklar” başlığı altında bulunmaktadır. Otizmin
yanısıra Rett bozukluğu, Çocukluğun Dezintegratif Bozukluğu, Asperger
Bozukluğu ve Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk
(PDD NOS/atipik otizm) da bu grubun içinde yer alan diğer
bozukluklardır.

Otizm başlıca 3 temel alanda sorunlarla karşımıza çıkar (APA,1994):

• Toplumsal ilişkide ve bu ilişkinin karşılıklılığında bozukluk
• Sözel ve sözel-olmayan iletişimde ve oyun etkinliğinde bozukluk
• Kısıtlı ilgi ve etkinlik; tekrarlayıcı, stereotipik hareketler.

ERKEN TANI:

Erken tanı otizmde büyük önem taşımaktadır. Araştırmalar, ilk 3 yılda
erken eğitim ve müdahale ile, ailelerin de çocuğa odaklanmalarıyla
otizmin birçok belirtisinin azalabileceğini ortaya koymaktadır. Peki
nedir bu erken belirtiler?

Sosyal becerilerdeki belirtiler:

(1 yaş)
Daha az göz kontağı kurarlar
Sosyal oyunlara ilgi azdır
İsmine tepki vermeme (adı söylendiğinde dönüp bakmama)
Taklit becerisi daha az gelişmiş veya gelişmemiştir
Başka bebeklere ilgi azdır.

(2 yaş)
Duyguları anlamada zorlanırlar
Sıra bekleme, almada zorlanırlar
Karşılıklı dikkat gelişmemiştir (parmakla gösterme, gösterilen yere
bakma, annenin bakışlarını takip gibi).

İletişim becerilerindeki belirtiler:

(1 yaş)
Daha az ses çıkartırlar
Melodik, anlamsız bebek seslerini sık çıkartmazlar
Dile yönelik dikkatleri daha az gelişmiştir
İlk kelimelerin gecikmesi görülür.

(2 yaş)
Daha az jest ve mimikleri vardır
İfade edici dil yaşına uygun gelişmemiştir
Dili anlama yaşına uygun gelişmemiştir
Bu dönemde ekolali (kelimeleri/ cümleleri tekrar etme) olabilir ve
düz (tonsuz) veya şarkı söyler gibi konuşma görülür.

Uyum becerilerindeki belirtiler:

(1 yaş)
Uyku sorunları (az uyuma/ sık sık uyanma) görülür
Dikkat süresinin kısa olması
Acıya karşı aşırı hassas olma veya tam tersi acıya tepki vermeme
Pasif olma.

(2 yaş)
Hayali oyun kuramama
Özbakım becerilerinin gelişmemesi (yemek yeme, tuvalet gibi).

Motor becerilerdeki belirtiler:

Otistik çocukların % 85 ‘inde normal motor gelişim bulunmaktadır.

(1 yaş)
El çırpma/sallama
Obje döndürme
Sallanma
Kafa çarpma/sallama
Düşük kas tonusu.

(2 yaş)
Parmak ucunda yürüme.

Duyusal davranışlardaki belirtiler:

(1 ve 2 yaş)
Sese karşı az tepki verme
Bazı seslere karşı tolerans gösterememe
Objelere/parmaklara gözlerini dikip uzun süre bakma
Bazı yiyeceklere/kumaşlara dokunmayı bile reddetme
Boş/anlamsız bakışlar
Yüksek acı eşiği
Gıdıklandığında aşırı heyecanlanma.

(2 yaş)
Objeleri sıralama
Düz çizgilere bakma
Gözünün ucuyla bakma (kişilere, eşyalara vb.)

Otistik çocukların %75’inde gecikmeler ve belirtiler 1 yaş civarında
başlamaktadır. %25’inde ise belirtiler, 2 veya 3 yaşında başlar.
Otistik davranışlar 2 yaşında 1 yaşa göre daha belirgindir, 3 yaşında
ise 2 yaşından daha belirgin olur. Bu nedenle birçok uzman tanı koyma
aşamasında, çocuğa hemen tanı koymamakta ve çocuğu takibe almaktadır.

TEDAVİ YAKLAŞIMLARI:

Otizmin kesin bir tedavisi yoktur. Ancak daha evvel de belirtildiği
gibi özellikle erken eğitimle birlikte otizmin birçok belirtisi
ortadan kalkabilir. Günümüzde birçok eğitim metodu kullanılmaktadır.
Uygulamalı Davranış Analizi (Applied Behavior Analysis/ABA),
Floortime, sosyal hikayeler, akran destekli eğitim, ilaç tedavisi
(otizmde görülen davranış sorunlarına yönelik) ve alternatif diğer
tedaviler (duyu bütünleme terapisi, işitsel bütünleme terapisi,
gluten/casein diyeti vs.) bu tedavi yaklaşımlarından bazılarıdır.

Ancak asıl önemli olan çocuğun temel ihtiyaçları ve becerileri
doğrultusunda ona özel bireysel eğitim programı geliştirilmesidir.
Diğer bir önemli nokta ise anne ve babaların mutlaka bilinçlenmeleri,
bu sürece dahil olmalarıdır.

ZİHİN OKUMA VE OTİZM

Zihin okumayı, kendimizin ve karşımızdakinin zihinsel
durumlarının(duygular, istekler, inançlar, düşünceler, niyetler,
imgelem vb. gibi) farkına varma, söylenenleri ve yapılanları
yorumlama ve daha sonra karşımızdakinin ne yapacağını tahmin etme
yeteneği olarak tanımlayabiliriz. Bu, düzeyi kişiden kişiye
farklılıklar göstermekle birlikte doğuştan gelen bir beceridir. Her
birimiz için zihinselleştirme otomatik ve oldukça bilinçsiz yapılan
bir faaliyettir. 5 yaş civarı çocuklarda zihin okuma iyice gelişmiş
bir noktaya ulaşmaktadır.

Zihin okuma neye yaramaktadır?

1) Sosyal davranışı anlamaya; insanların hareketlerini/davranışlarını
anlamamıza, daha sonraki adımlarını tahmin etmemize,

2) İletişimi anlamaya; başkalarının söylediklerini anlamlandırmamıza
(mecaz,ironi,nükte, kinaye gibi), vücut dilini yorumlayabilmemize,

3) Empati kurmaya; karşımızdakinin nasıl hissettiğini ve olayları
nasıl yorumladığını anlamamıza,

4) Kendinin farkındalığına; görünüşle gerçek arasındaki farkı ayırt
etmemize, kendi kanılarımızın yanlış olabileceğinin farkına
varmamıza, davranışlarımızın nedenlerini tespit etmemize, düşüncede
çözümler üretmemize,

5) Aldatmaya; Bir şey hakikatte yanlışken karşımızdakini onun
doğruluğuna inandırmamıza,

6) Başkalarını ikna etmeye; diğerlerinin neler düşünüp neler
bildiklerini göz önüne alarak onların düşüncelerini
değiştirmemize yaramaktadır.

Kendilerinin ve başkalarının düşüncelerinin farkına varma(anlama)
çocuklarda spontan bir biçimde gelişmektedir. Bir çok araştırma
otistik özellikler gösteren çocukların zihinsel durumları anlama ve
muhakeme etmede belirgin güçlükler yaşadıklarını göstermektedir.
Gelişimsel anormalliklerin bir çoğunun zihin okumadaki eksiklik
yüzünden meydana geldiği varsayılmaktadır. Zihin körlüğü olarak da
adlandırılan bu durum otistik özelliklere sahip çocuklarda diğer
gelişim bozuklukları yaşayan çocuklara oranla çok daha şiddetli ve
yoğun biçimde görülmektedir.

Otistik özellikler gösteren çocuklar başkalarının
inançlarını(kanılarını), özellikle de yanlış inançlarını anlamada
güçlük çekmektedirler. En çarpıcısı ise yalan söyleme ve kandırma
durumunu anlamada kendini göstermektedir. Basit istekleri anlamada
güçlük yaşamamaktadırlar. Algılama çalışmalarında ise oldukça
yeterlidirler. Durumlara bağlı duyguları kavramaktadırlar ama inanca
bağlı duyguları(karmaşık) tespit etmede ve yorumlamada güçlük
çekmektedirler. Bunun yanı sıra hayali oyun oynama ve başlatmada
zorlanmaktadırlar.

Otistik özellikler gösteren çocuklara zihin okuma öğretilebilir mi?

Evet, öğretilebilir ama yapılandırılmış ortamda belli araçlar/kişiler
kullanılarak yapılan çalışmanın -birçok tekrarı- sonucu ortaya çıkan
öğrenme belli bir süre için kalıcı olsa da yeni bir
çalışmada(orijinaline benzer olsa dahi) başarılı olma olasılığı
sınırlıdır. Özellikle gerçek hayattaki durumlara transfer etmede(
genellemede) büyük sorun yaşamaları muhtemeldir. Çünkü diğer
insanlarda doğuştan gelen, hızlı ve otomatik bir biçimde işleyen bu
zihinsel beceri, otistik özellikler gösteren bireyler için sonradan
destekle öğrenilmesi gereken zor zihinsel faaliyetleri
simgelemektedir

Gülay Sezer

Posted by dileksoylemez

Yazar, 2002 yılında İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olmuştur. Evli ve 2 çocuk annesidir. Hakkında detaylı bilgiye http://www.dileksoylemez.com/hakkimda adresinden ulaşabilirsiniz.

Website: http://www.dileksoylemez.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir